Lev-i Mahfuz...
İnsanlar inançlarını değiştirmek için kitap okumazlar.İnsanlar,çoğunlukla mevcut inançlarını güçlendirmek ve mevcut bilinçlerini doğrulatmak için kitap okurlar.Mevcut inançları en çok tasdikleyen,onları ayakta tutacak yeni argümanları en güzel şekilde sunan kitap 'super bi kitap’tır.Mevcut dünya görüşüne ters gelen kitap ise ' abuk subuk'tur.yazarlar bu gerçeği çok iyi bilirler.yazarlık kariyerlerinde bu yüzden 'hedef inanç kitlesi' belirler ve onlara hitap etmenin yolunu ararlar.Doğal olarak.... Sonuç da bu onların ekmek kapısıdırve onlarda onların 'sevgili okuyucularım'ıdır.mevcut okuyucu kitlesini değişime itmek ,yerleşik yazarlık konseptine göre intihardır.her kitabın bir hedef kitlesi,buluşmak istediği sosyal yada psikolojik bir segment vardır.bugün geldiğimiz noktoda kutsal kitaplar insanların inançlarını değiştirmek adına Tanrı tarafından yazılmış kutsal kitaplar-bile belli bir alıcı segmentine dönük olarak yayınlanıyor.''Yazar'' herkese dönük yazsa da....
kutsal kitaplar bile 'tüketim çağının en büyük entelleektüel belası hedef kitle vebası'ndan payını fazlasıyla alıyor.Varoluşun son kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim sırtında bir barkod etiketiyle....
Kendini sorgulamak,kendini aşmak,kendini bulmak,inançlar arsında özgür geçişin günümüzdeki adı döneklik dostlar....
neye inanıyorsan ona inanmaya devam et!
-iyi de neden?
_çünkü biz seninle ilgili planlarımızı buna göre yaptık...
İnsan tekamülünün,kişisel devriminin önündeki en büyük engel eskilerin 'ülfet' dediği şey.Herşeye fazlasıyla alışma,hiç bir şeye şaşırmama hali...
geldik gidiyoruz yılmışlığı....
Kurulu düzenlerimizin içinde yattığımız müebbet hapsiiz....
Gece kaç da yattığın...
O akşam TV de ne izleyeceğin...
Kahvaltı da ne yiyeceğin...
gece yatarken ne giyeceğin...
İşe hangi yoldan gideceğin...
Gelirken nerede sıkışıp bekleyeceğin...
yuvarlanıp gittiğin bu dünya da ,
herşey belli ve tanımlı...
tanımlı olan sadece pijamalarının nerede durduğu değil.
Daha önemlisi:
neye inandığımız,hayatı nasıl algıladığımız,ne için yaşadığımız da
bu korkunç ezberin bir parçası....
Dünyanın belki de en zor kararı;
alabildiğine monoton bir hayatın içinden ,kendi kişisel devrimlerine imza atabilek...En zor olan fakat aynı zamanda da en tatlı olan.
Suyun lezzeti değişmez belki ama senin ondan aldığın haz değişebilir.
Mutlu olmak istiyorsan,sürdürülebilir bir mutluluğun peşindeysen,o zaman devrim yapmaya gönüllü olacaksın.
devrim yapmak istiyorsan ,kılıcını kınından çıkartmaktan korkmayacaksın.
Kendini mi gerçekleştireceksin? Bu mudur kararın?
O zaman bu yolda karşına çıkan kimsenin gözünün yaşına bakaazsın.
hem devrim yapacağım hem kimseyi kırmayacağım.
Üzgünüm ,böyle hibrit bir devrim modeli yok.
ardımızda kırgınlarımız,bize muhtaç kalanlarımız hatta hakkımızda kötü konuşanlarımız olacaktır.kendini herkesi memnun ederek gerçekleştirmek...?
herkes bilsin ki böyle bir tekamül yolu da yok.
Kaderimizi belirleyen seçtiklerimiz değildir.
kaderimizi belirleyen aslında VAZGEÇTİKLERİMİZDİR.
neleri geride bırakacağını,kimlerle vedalaşacağını biliyorsan,
tamamdır bu iş,yolun açık olsun...
vazgeçmen gerekenden hele bir vazgeç...
yerine gelecek olan seni bulacaktır zaten.
Bu yol kişisel devrimin yolu.
Bir düşün....
Ruhunun ormanları tutuşmuş,
çatır çatır yanıyor herşey birer birer.
ne yapacaksın?
Tabii ki su sıkacak, alevleri su da boğacaksın.
Mümkün olan en tazyikli suya ihtiyacın var.
sonuna kadar açacaksın muslukları.
Unutma ,bahçe sulamıyorsun sen.
Tutuşturulmuş ağaçlarını hayata döndürmeye çalışıyorsun.
Ya üzerie su sıçrarsa ya ıslanırsam? Geç bunları.
Üzerine sıçrayacak
Sevgiyi hayatımızda hakim kılmaya çalışıyoruz.
Bu bazen yanıltıyor bizi.
hayatımızda korkuyu hakim kılmaya çalışanları bağrımıza basacağımız anlamına gelmiyor tüm bunlar.
Sevmesini de bileceksin,elinin tersiyle itmesini de.,
Erkeksen, erkeklik adına duyarsız hanzonun teki olmayacaksın.dişi karakterin sevgi renklerini de barındıracaksın üzerinde.
kadınsan,dişilik adına çıtkırıldım hanfendinin teki de olmayacaksın.Erkek karakterin delikanlı renklerini de barındırmalısın üzerinde.
Senden iyi seven olmayacak.
Yeri geldi mi senden iyi çifte atanı da olmayacak.
Dikkatli olacaklar konu sen olduğunda.
Çok iyidir ama tersi de kötüdür diyecekler.
Devrimci olmak isteyen herkeste biraz kedilik olmalıdır.
Esnek,sevgi dolu,dertsiz,tasasız,belki bazen uyuşuk ama yeri geldiğinde alabildiğine çevik ve tırmalayıcı...
Bir arkadaşımın hayvan mağazası vardı.Çok hayvansever biriydi.
Bir keresinde köpekbalığı yavruları görmüştüm deniz akvaryumunda...hayran hayran izledim mühteşemdiler.En ilginci de anlattıklarıydı.
Özgürlüğüne çok düşkünmüş köpekbalığı...
Bir sonraki gidişimde göremeyince köpekbalığı nerede dedim.
Gece intihar ettiğini söyledi.
Akvaryumun tepesindeki kapağın birkaç santimlik açıklığından kendini dışarı atmayı başarmış.
Belli ki bunu denize ulaşmak için yapmış.
Kilitli ve sahilden çok uzaklardaki bir dükkanın içinde...
En azından denemiş...
Denemiş ve kendini gerçekleştirme yolunda can vermiş.
O BENCE ŞEHİT....
Herkes biraz da köpekbalığı olmalı şu hayatta....
Kendini
Aynı onun gibi,
'Bunlar akvaryumda beslemeye gelmiyor' dedirtebilmeli...
Akvaryumlar japon balıklarına bırakılmalı.
Şu kurulu düzenin hapishanesinden kaçmanın bir yolunu bulmalı insan.
Kaçabildiği kadar uzağa gidebilmeli...
Hiç birşey yapamıyorsan evinin şeklini değiştir.
İşe farklı yollardan git.
Dolmuşla gidiyorsan minibüse bin.
Minibüsle gidiyorsan da otobüsü bir dene.
Duvarlarının rengini değiştir.
okuduğun gazeteyi değiştir.
Hatta hiç okumamayı,başka kanallardan hayatı gözlemlemeyi dene.
Birşeyler yap,hayatın sabit birşey olmadığını göster kendine.
bak o zaman devrim yapman çok daha kolay olacak.
Dünya dönüyorsa sen niye duruyorsun?
kedi ol,köpek balığı ol...
ne olursan ol kendin ol...
Bedeli ne olursa olsun sen,sen ol....
[Tanrı'nın Doğum Günü Yazarı Burak Özdemir'in son kitabından...]